Üstü örtülemeyecek!

4 Yılda NSU Davası:
Üstü örtülemeyecek!

Münih’de görülen NSU Davası’nda kararın bildirilmesi vesilesiyle yürüyüş ve miting çağrısı

6 Haziran 2013 günü Münih Üst Eyalet Mahkemesi’nde Beate Zschäpe, André Eminger, Holger Gerlach, Ralf Wohlleben ve Carsten Sch. adlı kişilere karşı başlatılan davanın 2017 yazında yaklaşık 400 duruşmanın ardından sonlandırılması bekleniyor. Davanın hangi kararla sonuçlanmasından bağımsız olarak, hali hazırda yanıtlanmamış bir çok soru bulunuyor. Bizler bu sebeple davanın karara bağlanılmasının ardından sokaklara çıkacağız ve NSU dosyasının kapatılmasına göz yummayacağız.

Biz seri cinayetlerin, saldırıların ve terörün sorumlularının kim olduğunu öğrenmek istiyoruz. Federal savcılığın Böhnhardt, Mundlos und Zschäpe üçlüsüne ve onların yakın çevresine indirgenmesi „Nasyonal Sosyalist Yeraltı‘nın“ bir ağ yapısına sahip olduğunu göz ardı etmeye hizmet ediyor. NSU sadece 3 kişiden oluşmuş bir izole hücre yapısı değildir ve Üst Eyalet Mahkemesi’nde yargılanan 5 kişiden daha fazlasıdır. Müdahil dava çalışması bu görüşü çürütmüştür. Blood and Honour gibi militan Nazi yapıları, yerel faşist ağlar veya Tino Brandt ve Ralf Wohlloben gibi köstebeklerin yer aldığı Thüringer Heimatschutz olmaksızın NSU’nun var olması pek mümkün değildi. Dava ekseninde bu konunun aydınlatılması federal savcılığın iddianamesinin tek taraflılığı ve müdahil davanın dosyalara erişiminin reddi yoluyla kararlı bir şekilde engellendi.
Bizim çabamız mağdurların, hayatta kalanların ve arda kalan yakınların mağduriyetinin tazmini ve tartışmada düşüncelerinin dikkate alınmasıdır. *Keza cinayet kurbanlarının çevresi erkenden eylemlerin ırkçı gerekçelerle düzenlendiğini belirtmiş ve davada bunun göz önünde bulundurulmasını talep etmişti. Bu duruş Kassel ve Dortmund şehirlerinde „10. kurban olmayacak!“ şiarıyla düzenlenen sessiz yürüyüşlerde gösterildi. Lakin bunun yerine soruşturmalar bilhassa mağdurların ve kurbanların çevresine odaklandı. Öldürülenlerin arda kalan yakınları sıklıkla resmi mercilerin hedefindeydi.
Onlar Alman toplumundan gerekli katılımı göremediler. Bunun ardında yatan hakim önyargı ise göçmen kimliğine sahip olan insanların sadece kurban olmayacağını, onların muhakkak yasadışı ve tehlike arz eden unsurlara sahip olması gerektiğini belirtiyordu. Bu düşünce „Česká-cinayetleri“, Köln’deki Keup caddesinde gerçekleşen NSU saldırısı gibi soruşturmalarda esas konu haline geldi. Halbuki o sırada gerçekleşen eylemler arasında bir bağlantı görülmüyordu. Lakin bu bağlantı mevcuttu: Öldürülenler, yaralananlar, saldırıya uğrayanlar göçmen biyografisine sahip oldukları için ırkçı terörün hedefi haline gelmişlerdi. Soruşturmaları muğlaklaştıran polisin ve güvenlik makamlarının ırkçı önyargıları, medyanın ve kamuoyunun ırkçı klişeleri esas alarak mağdurların arkasındaki mafya ve yasadışı bağlantılarını konu alan hayali ve fantastik hikayeleri bu durumu yaratmıştır.
Irkçılık hakkında konuşmamız gerekiyor. Irkçılık toplumsal bir sorundur. Bu şu anlama gelmektedir: Bu toplumun şiddetli bir ırkçılık sorunu vardır. Irkçılık genelde yanlış bir şekilde sadece klasik Neonazilerle ilişkilendiriliyor. Irkçılık keza Almanya için Alternatif (AfD), Pegida ve paydaşlarının ardında konumlanan yeni sağcılardan hariç beliren bir sorundur. Irkçılık resmi makamlarda, polis faaliyetlerinde, toplumsal çalışmanın ve katılımın nasıl paylaştırıldığı konusunda kendisini dışa vurmaktadır. Irkçılık gerek bağıra çağıra yürütülen seçim çalışmalarında gerekse özenle düzenlenmiş başmakalelerde bulunmaktadır. Irkçılık toplumun bütün kesmine uzanmaktadır: Zira bu toplum hiyerarşi, sömürü, ötekileştirme üretip, yapısı gereği bunları meşrulaştırıyor. Hiyerarşinin belirlediği kaynaklar ve pozisyonlar adaletsiz bir şekilde paylaştırıldığı ve elde edildiği toplumun sözde ortak „kültürde“ birbirine bağlanması mümkün değildir. Bilakis böylesine bir toplum diğer „kültürlerin“ değersizleştirilmesine ihtiyaç duyar. Böylelikle „kendi“ kimliğini sağlamlaştırma yöntemi olarak, sahip olduğu negatif unsurların sorumlusu olarak „diğerlerini“ gösterir.
Bizler Anayasayı Koruma Federal Dairesinin feshedilmesini talep ediyoruz. Bu kurum yeterince bilgi sahibiydi. Bu NSU’nun kendini deşifre etmesinden bir kaç hafta sonra açığa çıktı. Fakat iç işleri istihbarat teşkilatının itibarı ve meşruiyeti görece zedelenmesine ve hatta toplumun bir çok kesiminden onun feshedilmesi talebi yükselmesine rağmen, şu anda hadiselerden sıyrılmış ve hali hazırda daha sağlam bir konuma geçmiştir. Bu kurum sadece toplumsal itibarını geri kazanmakla kalmayıp, yetkilerini de arttırmıştır. Bizim için ise konu kapanmış değildir: Sorularımız halen cevap bekliyor: Mühim dosyaların planlı ve bir çok kez yok edilmesi hakkında sorular; Halil Yozgat öldürüldüğü anda onun internet kafesinde zaman geçiren ve sözde bu cinayete şahit olmayan Anayasayı Koruma Federal Dairesinin eski çalışanı Andreas Temme’nin rolü hakkında sorular; daha 1998 yılında yer altına çekilen Böhnhardt, Mundlos ve Zschäpe hakkında mühim bilgiler aktaran köstebek Piatto hakkında sorular; Köstebek Ralf Marschner‘in Primus ismiyle yer altına çekilenlerle bağlantıya geçtiği hakkında sorular. Bu listeyi genişletebiliriz. Bizler sağ yapılara karşı Anayasayı Koruma Federal Dairesi’nin sağcı grupları da gözetime alması yönündeki çağrılara katılmıyoruz. Naziler paralar, yapısal faaliyetler ve istihbaratın lojistik desteği olmadan da yeteri kadar tehlikelidirler. NSU’dan en azından bu dersin çıkartılması gerekmektedir.
Bizler kendimizi ırkçı propagandaya ve şiddete karşı savunuyoruz. NSU ilk Neonazi terör örgütü değildi ve görünüldüğü üzere son da olmayacaktır. Son aylarda „Oldschool Society“ veya „Gruppe Freital“ gibi yapılara karşı davalar yürütüldü ve yürütülüyor. Bununla beraber sağcı yapıların elinde bulundurduğu silahlara ve sürekli yeni şiddete yatkın sağcı örgütlerin çıktığına dair haberler geliyor. Kundaklama ve ırkçı saldırıların sayısı son yıllarda fahiş bir biçimde arttı. Bir yandan sağcılar internetten „göçmen korkutucu“ adıyla silah temin ederken, karar makamlarında bulunanlar ise göçmen haklarını yeni entegrasyon yasalarıyla azaltıp, göçmen kurumlarına göz dağı verip, toplu sınır dışılarını yürürlüğe sokuyorlar.
Dört yıldan sonra hayal kırıklığı yaratan bir sonuç ortadadır. Halen sağcı şiddet tehlikesiz gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Halen Anayasayı Koruma Federal Dairesi kendisini koruyucu olarak tanıtabiliyor. Halen bu toplum ırkçılığı aşabilmiş değil. Kısa bir süre önce Birleşmiş Milletler ve sivil toplum örgütlerinin yaptığı gibi ve mağdurların öz örgütlerinin uzunca bir süredir faaliyetlerinde belirttiği üzere halen Almanya’daki kurumsal ırkçılığa dikkat çekmek gerekmektedir. Toplumun geniş kesminde NSU bazında halen gerekli dersler çıkarılmış değil. Bu durumun değişmesinin zamanı çoktan geldi. „Her yer Keup caddesi“ ve „NSU mahkemesi“ gibi inisiyatifler ve yerel çapta NSU ile hesaplaşmak üzere bir araya gelen birlikler bunun nasıl yapılacağını gösterdiler.

-Kararın bildirileceği gün sizlerle beraber sokağa çıkmak istiyoruz.
-Çünkü bizler için davanın sona ermesi, NSU ve onu çıkartan toplum ile hesaplaşmanın sona erdiği anlamına gelmiyor.
-Üstü örtülemeyecek! – NSU karmaşası aydınlatılsın ve feshedilsin!
-Anayasayı Koruma Federal Dairesi feshedilsin – Köstebekler ortadan kaldırılsın!
-Mültecilerin ve göçmenlerin maruz kaldığı güncel ırkçı teröre karşı
duralım!
-Kurumlarda ve toplumda ırkçılık ile mücadele!